Çok uzun zaman oldu diyebilirim. Temiz bir, iki sene geçti bu bloga yazmayalı. Peki ne oldu da tekrar yazmaya başladın diye sorarsanız, blog yazma işinin bir birikim gerektirdiğine inanırım ve artık meyve toplama mevsimi :)
Geçen sene zorlu bir TOEFL süreci geçirdim. Hani ÖSS (şu an YGS ve LYS oldu) zor derler ya, işte bu harbiden koca bir yalan. Tamamen yalan değil ama çoğunlukla yalan. Çünkü ezberle-sınava gir-unut methodu genelde birçok öğrencinin hoşuna, kolayına giden bir yol. Bilgi ezberlemekte üniversite mantığına aykırı bir durum olduğu için biraz tökezleme yaşanıyor.
Açıkçası, olaylar şöyle gelişir. Önce sınavı kazanırsın. Sonra minimum bir sene İngilizce hazırlık okursun. Bu arada lisede gördüğün İngilizce eğitiminin üniversite eğitimi için yetersiz olduğunu anlarsın. Bu genelde hazırlığın 2. dönemi, havalar ısındıktan ve insanın "bu sıcakta ders çalışılır mı yaa!" demesinde sonra olur. Bir de büyük şehirde isen "arkadaşlarla dolaşmak mı yoksa kös kös ing. çalışmak mı" ikilemini yaşadığın döneme rast gelir. (Bu arada yanlış anlaşılmasını istemem, lisedeki ing. öğretmenlerimin bir suçu, günahı yok. Onlar ellerinden geleni yapıyorlar.) Daha sonra üniversiteye girmek için deli gibi çalıştığın konular buhar olur, uçup gider çünkü artık İngilizce onlara baskındır.
Neyse sonra Proficiency (Prof.) ya da TOEFL öyle ya da böyle geçilir. O sınavı geçtiğin gün takvimde işaretlenir. O gün bir doğum günü edasında geçer. Sevinç çığlıkları ve gözyaşları birbirini kovalar. Ama daha bir şeyin bittiği yoktur hatta daha başlamamıştır bile. Zannedilenin aksine hayat zorlaşır fakat bu kez zorluklar size ayrı bir haz verir. Hayata artık "kolayı herkes yapar" penceresinden bakarsınız. Gerçekten de öyle değil midir? Herkes aza tamah edebilir ama bence en büyük erdem, çok şeyler isteyip onları istikrarlı bir şekilde gerçeğe dönüştürmektir.
Sonra gözünüzü açıp kaparsınız Freshman oluvermişsiniz. Eğer yabancı diller fakültesi okulunuzdan ayrı bir yerleşkedeyse, ilk 2 ay yeni ortamı tanımakla geçirirsiniz. En basitinden kütüphaneden kitap alırsınız, yemekhanede kartınızla yemek yersiniz, öğrenci işlerinde nasıl öğrenci belgesi alınacağını öğrenirsiniz, danışman hocanızla görüşürsünüz, kafelerde takılırsınız vs.
Midtermler baş verdiği zaman pek umursamazsınız çünkü o freshliğin verdiği "ben herşeyi zaten biliyorum ul.n!" boşvermişliği size böyle davranmanız gerektiğini öğütler. Halbuki her yeni ortam kendi sorunlarını beraberinde getirir. Önce ilk arasınavlarda ağzınızın payını alırsınız, özellikle Physics101 için böyle olur. Sonra ikinci arasınava daha iyi hazırlanırsınız ama değişen pek bir şey olmaz. Artık tek çare, finale kasmak için uykusuz geceler geçirmektir. Hayat bu döngüye girer.
Unutulmaması gereken nokta acının iyi bir öğretmen olduğudur. Acı çekmeden öğrendiğimiz şeyler kolay unutulur. Bir şeyin bedelini acı çekerek ya da zorluklarla karşılaşarak ödeyebiliriz.
Üniversitede ders notları bir çok kritere bağlıdır. Ödevler, quizler, pop-quizler, arasınavlar, finaller, sunumlar, projeler, portfoliolar vs. Genelde hepsinin deadline ı çakışır. Bu da öğrencinin düzenli bir çalışma hayatının olmasını gerektirir. Ama öyle öğrenciler pek nadir olduğu için bulmak zordur. Fakat ilk görüşte tanıyabileceğiniz tipte kişilerdir :D
Üniversitede herhangi bir sınavda kopya çekmek büyük bir suçtur. Liseyle kıyaslamak bile bir hatadır. Eğer kopya çektiğiniz kanıtlanırsa o dersten DD'den yukarı bir not alamazsınız hele ki finalde kopya çeker ve yakalanırsanız o dersten FF ile kalırsınız. Herşeye rağmen kopya çekmenin bir sanat olduğu söylenir. Merak edenler için ileri kopya tekniklerine buradan ulaşabilirsiniz.

0 yorum:
Yorum Gönder